Söyleşi

DÜŞÜNCENİN OKULLAŞMASI ÇALIŞTAYI (2018-ANKARA)

(CEVAPLAR)*

* Düşüncenin Okullaşması Çalıştayı (2018)’nda yapılan konuşmaların tam metni birkaç hafta önce sitemizde yayınlanmıştı. Şimdi de bu konuşmalarda dile getirilen görüş, eleştiri veya önerilere ilişkin kanaatlerimizi içeren metni yayınlıyoruz. Burada şöyle bir üslup benimsenmiştir: önce her bir konuşmanın ana tezi tek bir cümlede özetlenmeye çalışılmış, ardından da katılımcının bu tez bağlamında ortaya koyduğu görüş, öneri yahut eleştirilere cevap vermeye gayret edilmiştir. Önceki katılımcıların dillendirdiğine benzer eleştirilerde bulunan sonraki katılımcıların görüş ve eleştirilerine ise, tekrara düşmemek için cevap verilmemiştir. Cevaplara yönelik olarak gerek katılımcılardan gerekse okurlardan yeni eleştiriler gelirse, onlara dair de yeni bir tartışma başlatılabilir.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

MUSTAFA BOZACIOĞLU:

"Gazali İslami otorite varken ortaya çıktı, şimdi İslam devletini kurma zamanı. Burada bir çelişki var gibi görünüyor."

KÜRŞAD ATALAR: Düşüncenin okullaşması tezinde dönemsel bir değerlendirme yapıldığı doğrudur. Buna göre, özetle, Müslüman Düşüncesi çağdaş dönemin başlangıç evresinde zayıftır, zamanla güçlenmiştir, okullaşma olduğunda da zirve noktasını bulacaktır. Ayrıca teze göre, zamanımız medeniyeti tesis etme zamanı değil toplumu kurma zamanıdır. Peki, bu durumda Gazali’ye yönelik olumlu atıfların anlamı ne olabilir? Çünkü o, (Mustafa kardeşimin de ifade ettiği gibi) klasik dönemin medeniyet evresinin insanıdır. Bu durumda acaba tez bağlamında dillendirilen "Çağın Gazali’sini yetiştirmek zorundayız" iddiası çelişki içermiyor mu? Mustafa kardeşimin bu eleştirisi ilk bakışta haklı gibi görünüyorsa da, zannediyorum burada şu husus gözden kaçıyor: tez bağlamında "Gazali’yi bugüne ışınlayalım" gibi bir öneride bulunulmuyor, tersine "Çağın Gazalisi" aranıyor. Yani burada bir şahıstan değil tipolojiden bahsediliyor. "Çağın Gazalisi" ne demektir? Muhammed bin Gazali’nin kendi çağında üstlendiği görevi çağdaş dönemde icra edecek kişidir. Yani Mevdudi’nin deyimiyle "tecdid görevi"ni bu çağda yerine getirecek kişidir. Şahsiyet olarak Gazali (Mevdudi’nin de itirafıyla) bu görevi 5. hicri asırda yerine getirmeye çalışmıştır, sembol şahsiyet olarak "Çağın Gazalisi" ise modern/postmodern çağda benzer bir görevi icra edecektir. Kısacası, sembol şahsiyet olarak "Çağın Gazalisi" sorunlarımıza ikna edici cevaplar bulan kişidir. Tarihte yaşamış (ve günümüzün meselelerinin çözümüne dair söyleyecek sözü de olmayan) Muhammed bin Gazali değildir. Bu husus göz önünde bulundurulduğu takdirde tezde bir çelişki olmadığı da görülecektir. Peki, bir sembol şahsiyet olarak Gazali çağında ne yapmıştır? Özetle, dışarıdan gelen ve iman için tehlike olarak gördüğü bir düşünceye karşı fikri mücadele vermiş ve bunda büyük ölçüde başarılı da olmuştur. Felsefe akımının ondan sonra eski cazibesine tekrar kavuşamamasının nedeni budur. Aynı şeyi bugün Müslümanlar modernite/postmoderniteye karşı yapmalıdırlar. Bu akımlar dışarıdan gelmiştir ve neslimizin "imanını çalmıştır." Bunlara karşı fikri mücadele vermek çağımızın alimlerinin görevidir. Bu görev layıkıyla yapılamadığı sürece de sorumluluk üzerlerinden düşmez.

Gazali değerlendirmelerinde gözden kaçan bir başka husus da şudur: Gazali’nin yaşadığı dönem düşünsel ve siyasal problemler açısından çağdaş döneme çok benzemektedir. Eserlerinde bir çok yerde "zamanın bozulduğu" yönünde tespitler bulunmakta ve bu durumu düzeltmek için gerekli gayreti göstermedikleri gerekçesiyle dönemin alimleri kıyasıya eleştirilmektedir. Bunların içerisinde en dikkat çekici olanlardan biri de bu alimlerin Sultan’a yaltaklanmak yahut şahsi çıkar için ilimlerini kullanmasıdır. Ayrıca yaşadığı dönemde müthiş bir siyasal karmaşa vardır: biri içerden diğeri dışarıdan olmak üzere Müslüman Dünyası iki büyük tehditle karşı karşıyadır: Batınilik ve Yunan Felsefesi paradigmal bir tehdit oluşturmakta, Sultan ile Halife arasındaki çekişmenin yanı sıra Fatımiler’in Haşhaşiler eliyle uyguladığı terör de siyasal alanda kargaşaya neden olmaktadır. Özetle, Gazali’nin yaşadığı dönem ile çağdaş dönem arasında düşünsel ve siyasal açıdan büyük benzerlikler bulunmaktadır (Mevdudi’nin ifadesiyle de, Gazali’nin yaşadığı çağda "cahiliye pek çok koldan İslam’a saldırmaktadır."). Peki, bu şartlar altında Gazali ne yapmıştır? Siyasal sorunu değil, ilmi sorunu öncelemiştir. Yazdığı eserler bunun kanıtıdır. En başta gelenleri de Tehafüt ve İhya’dır. Nitekim bu hususu, son dönem Fransız müsteşriklerinden Henri Laoust da görmüştür. Gazali’nin siyaset anlayışını incelediği eserinde onu "ihyacı" bir düşünür olarak tanımlayan Laoust, onun 11 yıllık tekke hayatı tecrübesini dahi "siyasete kayıtsızlıkla geçen dönem" olarak değil, iktidar savaşında "taraf olmama" hassasiyetinin bir sonucu olarak değerlendirmiştir. Bu gerçekten orijinal bir görüştür. Çünkü birçokları, riyazete yöneldikten sonra Gazali’nin siyasete kayıtsız bir tutum takındığını sanıyor. Halbuki "ihyacı" bir alim nasıl olur da siyasal alanda olan bitene kayıtsız kalır? O, (eğer ıslahçı bir alimse) ancak "pisliğe bulaşmamak için" siyasetten uzak durabilir (ya da gücü yetmiyordur, vs.) Özetle demek istiyorum ki, Gazali’nin yaşadığı karmaşık dönemde Ümmet’in sorununa öncelikle ilmi açıdan çözüm bulunması yönündeki tespiti doğrudur ve o da bunun gereğini yerine getirmeye çalışmıştır. Ne kadar başarı olmuştur, ayrı bir konudur. Mevdudi onu bu konuda İbni Teymiyye kadar başarılı görmüyor. Felsefeyle ve tasavvufla fazla meşgul olduğunu düşünüyor. Ben Mevdudi’ye katılmıyorum. Bence felsefe konusunda Ümmet’in yaşadığı büyük problemi ilk fark eden (ve sonrasında da çözümü konusunda anlamlı bir çaba ortaya koyan) kişi Gazali’dir. İbni Teymiyle aynı işlevi (felsefe alanında değil) tasavvuf alanında gören sembol şahsiyettir. O da sufizm alanında büyük bir ilmi çaba ortaya koymuş ve meselenin çözümü konusunda belirleyici rol üstlenmiştir.

Mustafa kardeşimin: "Bana Kutub’un, Özkan’ın projesi daha mantıklı geliyor" mealinde söylediği sözlere yönelik olarak ise şunları ifade edebilirim: bu konuda farklı düşünebiliriz. Ama ben bu iki sembol şahsiyetin düşünsel yaklaşımlarının da okullaşma tezinde savunduğum görüşle özde çeliştiğini düşünmüyorum. Çünkü her ikisinin de düşüncenin ve ilmin önemine dair çok sayıda sözü vardır. Özkan’ın İktibas dergisinin logosuna niçin "tek elin nesi var, çok elin sesi var" gibi bir ifadeyi değil de "fikir verir" sloganını çıkardığına dair benim yorumum şudur: o da amelden önce fikre değer vermektedir. Kendi ifadesiyle, hiçbir dönem "partisiz" olmamıştır ama batıl düşünceler etrafında toplanan kitlelerin niceliksel büyüklüğüne de asla prim vermemiştir. Bendeniz fikre verdiği bu önem yüzünden, dusunceninokullasmasi.com sitesinde 7 sembol şahsiyetin (Ebu Hanife, Gazali, İbni Teymiyye, Seyyid Kutup, Mevdudi, Şeriati ve Özkan) düşünsel yaklaşımlarına ışık tutan sözlerinden alıntılar yaparken, Özkan için Selam İle-1 adlı eserinde yer alan şu ifadeleri öne çıkarmayı daha uygun buldum: "Kesinlikle ‘bizim fikir ve görüşlerimizden iyisi yoktur ve olamaz’ düşüncesini ömrümüzün hiçbir gününde taşımadık. Düşündüklerimizin doğru olduğu kanısındayız. Lakin bunlardan başka doğrular olamaz kanısında değiliz. Bu itibarla fikir ve görüşlerimiz muhayyerdir. Muhayyer olarak alınmalı, başka fikir ve düşüncelerle karşılaştırılmalı, ağdarılıp döndürülmeli ve daha iyi, daha doğru sonuçlar ulaşılmalıdır ki, bizi memnun etsin… İnsanlar birbirlerini tamamlarlar, eksiklerini giderirler, doğrularını destekleme ve yanlışlarını düzeltmede birbirlerinin yardımcıları olurlarsa yeryüzü ifsad edilmekten kurtulur." Bence bu sözlerle kast edilen mana çok açıktır ve bu, okullaşma tezinde savunulan görüşle de uyumludur.

Ama Seyyid Kutup konusunda Mustafa kardeşime kısmen katılabilirim. Onun yaklaşımıyla da bence özde bir farklılık yok ama vurgular hususunda böyle bir şeyden bahsedilebilir. Çünkü bana göre Kutup düşüncesi de temelde "öze dönüşçü"dür. Bu şu anlama gelir: o da aslında önce toplumsal değişimi öncelemektedir. Fakat "cahiliye toplumundan kopuş" için önerdiği örgütlenme modelini açık bir şekilde tarif etmediği için, bazı yapılanmalar bundan militanizme vs. yol aramışlardır. Bence Kutup’un yazdıklarından militanizme, darbeciliğe vs yol bulunamaz. Şayet kanaatim doğru ve Kutup için de asıl mesele tecdid ve ıslah çabasının sonuca ulaşması ise, bu durumda yapılacak şey bellidir: Ra’d:11’in gereğini yerine getirmek! Yani önce bireylerin sonra da toplumun değişmesini sağlamaya çalışmak. Bireysel değişim ise, malum olduğu üzere, akıl ve kalp tatmin edilmedikçe gerçekleşmez. Toplumun da elbette aklı ve vicdanı vardır. O da ancak düşünce okullaşırsa tatmin olur.

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

©2023 - Düşüncenin Okullaşması. Tüm Hakları Saklıdır.